6 Şubat 2012 Pazartesi

sıkıldım biraz

neyden olucak? yalnızlığımdan sıkıldım. ama yalnızlığım beni mutlu edemez oldu.

geçmişe dönüp dönüp kurcaladığım yerler, çağırdığım anılar canımı sıkar oldu. yenilik istiyorum. oyalanmalık bişeyler işte.. anlarsınız ya.. 


yeni biri,
yeni bi gündem,
yeni bi şehir, yeni bi hayat! 

of.. çok sıkıldım çok!

12 Ocak 2012 Perşembe

HO HO HOO



istanbul'daydım yılbaşında. talihsiz bir şekilde yanında kaldığım arkadaşımın final haftasına denk gelen yer yer sıkıcı yer yer ışıklı bir hava değişikliğiydi.

ilk gidişimdi. gözlemlerim o kadar da genel-geçer bilgi düzeyinde olmayacak eminim. dedim ya çok fazla gezemedim. ama sor taksimi, istiklali, tüneli, küçük beyoğlunu... heh işte oralar artık benden sorulur.

adım başı bir souvenir dükkanı, bayılıyorum turistler için hazırlanmış oltalara, takılıverdim hep :)

ulaşım çok karmaşık. tramvayı ayrı dert, trilyon durağa sahip metroları ayrı dert.. -ki zilyon tane farklı metro ray sistemi var. 280'e bindik mesela. yani ben 280 sanmışım onu. 28-O imiş kendileri. ÖF dedim BU NE KARMAŞA EY ŞEHİR! dedim BİRAZ DİNLEN dedim. o kadar gürültülüydü ki duyamadı sesimi istanbul.


sıcak şarabına vâkıf olamadan boğazım, bir haftalık serüvenim sonlandı. arkadaşımın sevgilisiyle tanıştım. güzel şeyler dedim ona ama, ben pek uyum gözleyemedim. o kadar mutlu hissediyodu ki kendini bozmak pek içimden gelmedi. evet, bu satırlarda benim ne denli hakiki bi arkadaş olduğumu açıkça görüyosunuzdur. söylemeliydim ama, şimdi kızın da huyunu suyunu biliyorum. değer verip aslında değer vermeyen, yapmacık biri. EVET İSTANBUL İÇİN ONU KULLANDIM nyhahah! :)) öhem, ne diyorduk?

bana dedi ki arkadaşım, "kırmızıcım, biliyo musun sevgilim çok unutkan. ama ben bunu ona belli etmiyorum. tekrar tekrar anlattığında, hıhı sevgilim, aa öyle mi sevgilim diyorum".


ve ben bunu arkadaşımdan kaç kere dinledim biliyo musunuz? ben bile bilmiyorum o kadar çok anlattı ki aynı bu kelimelerle bu tespitini. tek bi konuda birlendiklerini düşünüyorum: unutkanlıkları.

öyle.. ama eklemeliyim: 


eğer ki zaman, şehrin içinde kaybolmama yetebilecek kadar uzun olsaydı, ben şehristanbul'a aşık olarak dönerdim. kıfsmet :)



8 Aralık 2011 Perşembe

bomboş!



kafamın içinde doldurmak istemediğim yerler var sanki..

ya da ben o kadar az kullanıyorum ki omuzlarımın üstünde taşıdığım şu koca şeyi; işlevsizlikten olmadık anlarda (her an) olmadık insanları (halının altına süpürdüklerimi) özlüyorum.


tembellik o kadar oturmuş ki iki kaşımın ortasına, tembelliğimle görüyorum, tembelliğimle duyuyorum, tembelliğimle düşünüyorum.. hatta ilerde tembelliğimle bile sevişebilirim. üstünkörü.. yine olmadık anlarda olmadık kişileri düşünerek, kaytararak..


özlemek istemiyorum! hayatım sürekli birilerini özlemekle geçsin istemiyorum! def olun aklımdan yahu!

aaa!


2 Aralık 2011 Cuma

kendime not 1: veda edebil !

hoşça kal denmemiş hiçbir vedayı vedadan saymıyorum. çok sığ, çok alelade. veda bile değil onun adı: umursamayış.


vedanın ne yolla yapıldığı önemli değil. ayaküstü muhabbetlerde, messenger'da ya da facebook'tan edilen sohbetlerde.. mühim değil. hoşça kal denmiyorsa, lanet olsun bu aşka lanet olsun bu seavgim!

düşünsene, konuşuyorsun arkadaşınla.. sonra o ilk sessizlikte topukluyor. ne kadar mide bulandırıcı değil mi? sanal olmuş olmamış, hepsinin mide bulantısı eşit. test ederiz, onayı alırız gerekirse.



öyle yani, vedanın da bir üslubu olmalı. klişe mlişe! belli bir kalıbı olmalı. 










1 Aralık 2011 Perşembe

kolay OL-MA!

sıradan olma demiyorum. kolay olma diyorum. eğer sıradansan, sıradanlığına şekil verip, net, saf olabilirsin. yani özenle şekil verdiğin sıradanlığınla kolay olan sen olmazsın, hayatın olur. kolaylaşır.



güzel eleklerin olsun mesela. yani olmalı. benim o kadar da güzel eleklerim yok. iş görüyorlar ama, ne bileyim, güzel değil gibiler, neyse. duygu tartımın, tepki ölçümün, ve tabi ki olayı karşılayışın, kendinde kolay gördüğün kısımlarını zor edebilmeli eleklerin yardımıyla. 


ben çok gülerim mesela. hatta bazen ota boka. öef! gülmek herkese, her değere (kediye, kuşa, bakkala, çakkala, antipatiğe, sempatiğe, eskilerden kopup gelmiş komik bir anıya, sese, düşene,... )  pazarlayabileceğim bir şey. gülmek kolay yani benim için. bu beni de kolaylaştırıyor malesef. 




merhaba!nın yanına kıstırıverdiğin bir gülücük, aynı sıcaklığı alamadığında sana ucu henüz bilenmiş bıçaklar olarak geri dönüyor. ve sen keşke hiç bulaşmasaydım diyecek kadar basit oluyorsun. sessiz kalıyorsun depresifleşerek, ve bu nelere yol açıyor? gözlemleyelim:

gözümü kaparım, vazifemi yaparım. gibi saçççççmasapan bir imaj yüklüyor sana. vazifen neyse onu yapıp SESSİZCE, çekiliyorsun her zamanki sıkıcı ve kokuşuk kabuğuna. kimse senin sikimsonik ruh halinle ilgilenmeyene kadar kendini yok ediyorsun ve dışarıdan -görünmez olmadığın nadir anlarda- antipatik bir gerzek olar...


öf devam edemeyeceğim. kendimden soğudum.
uyyim!
iyygeceler!




*yalnız düşündüm de, ben ağlama hissimi geçiştirebiliyorum. bu beni o konuda zor yapar mı? yani nadiren  ağlıyorsam ben, zor muyumdur??
.............................................................değilimdir. sadece duygusuz bir topiliğimdir.

şarkıyı de kendime armağan ediyorum o zaman!  ğğğrrr!





nefesim nefesine..



bu şarkının ifadesi yok. yani, "ne etkili şarkı, çok etkilendim." diyemiyorsun. etkileniyorsun ama, o cümleyi kurarsan eksik kalır diye cümlen; diyemiyorsun. o kadar gerçek ki, soyut anlamda yol kat ettirse de o kadar elle tutulur somutlukta ki.. biri kendine ait acısını, imkansızlığına rağmen saf umudunu anlatıyor da sen bu gerçekleri sessizliğinle onaylayıp kendine ekliyorsun gibi..



yaşanılan öyle bir fonksiyon ki limiti sonsuza giderken de acıyı buluyo. bunu hangi yürek ne düşleyerek kaleme almıştır diye düşünüyorum kendi saçma mutsuzluklarımı kışkışlarken//


 mümkün olmadığını bildiği halde keşke diyor ya her tekrarında, of! deme yahu, deme. yapmayın şöyle türküler:)



bir daha görmeyeceğinden (ya da göremeyeceğinden) emin, umudu yüksek, bu zıtlık içinde kafa hafif dumanlı.. değmeyecek nefesi nefesine, söyleme bu şarkıları türküleri, sus! mutlu aşk yoktur, biliyorsun.